Ahşap Kapılar ve Özellikleri

Bulunduğumuz tüm kapalı mekanlarda karşımıza çıkabilecek ahşap kapı modelleri, çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ahşap pencerelere oranla sadece estetik açıdan değil, kullanım kolaylıkları açısından da tercih oranı yüksektir. Buna göre özellikle evlerimizin iç kapılarının ahşap malzemeden olduğunu görmekteyiz. Temel olarak baktığımızda ahşap kapı, mobilya kapı, masif kapı olarak duyduğumuz kapı çeşitleri doğal ağaç kerestelerinden sıyrılarak çeşidine mdf adı verilen kaplama malzemesi ile ortaya çıkan kapılardır. Estetik açıdan hoş görünüme sahip olan bu kapılar işçiliği de kaliteli şekilde yapılır ve tamamlayıcı parçaları ile uyumu sağlanırsa çok verimli bir hale gelir. Ahşap kapı ve özellikleri konusunda birçok değişik dizayn söz konusudur.

Ahşap kapıları genel olarak ve tekniksel açıdan ikiye ayırabiliriz. Bu sınıflar tamamen ahşap keresteden üretilen doğal masif ahşap kapılar ve amerikan kapı da denilen panel kapılardır. Masif ahşap kapılar geçmişten günümüze kullanılan ve her bölümü ahşap malzemeden oluşan kapılar olarak yoğunluğu fazla ve genellikle daha ağırlardır. Ancak sağlık açısından diğer modellere göre daha az kimyasal maddeler içermeleri sayesinde daha sağlıklıdırlar. Bunun yanında panel kapı modelleri içerisinde dolgu malzemeleri bulunmaktadır ve bunun üzerine yapılan kaplamalarla elde edilir ve kimyasal bir yapıya sahiptir. Bu yüzden sağlık açısından daha zararlı olmakla beraber fiziksel kolaylıkları ve ucuz maliyeti sebebiyle tercih oranları yüksektir. Camlı ahşap kapı veya camsız ahşap kapı olarak üretilebilirler. Masif ahşap kapılar hareket konusunda daha sınırlıdır ancak estetik açıdan daha çok işçilik gerektirmesine bağlı olarak daha hoş görünüme sahiptir.

Bu detayların yanında kullanım alanı olarak sadece iç kapılar olarak değil dış kapılar olarak da ahşap malzemeli veya kaplamalı kapılar da kullanılabilmektedir. Günümüzde güvenlik ve ısı yalıtımı açısından çelik kapılar biraz daha öne geçse de özel kaplamalı olan modellerde ısı yalıtımını sağlamak mümkündür. Genellikle ceviz, meşe  gibi ağaçlardan üretilen ahşap kapılarda masif yapılar dışında ağacın ham özelliklerinin etkisi pek görülmez. İşleme ve kendine has dokuları ile diğer malzemelerden fark yaratan ahşap kapılar bu açıdan marangozluk ve kerestecilik faaliyetlerinin temelinde yer alırlar.

Ahşap kapılar birde ince işçilikli kaliteli ustalar elinde işlenip üzerine oyma işlemeler yapıldığında ayrı bir değer kazanmaktadır. Sitemizde ahşap oyma kapılar kategorisine tıklayarak ürünlerimizi inceleyebilirsiniz. Ürünlerimizde ahşap oyma kapılar içerisinde camlı ahşap kapılar ve kapalı ahşap kapılar yer almaktadır.

Meşe Ağacı Özellikleri

Ağaçlar anlam olarak gücü, hayatın devamlılığını simgelerler. Her şeyden öte oksijen kaynağıdırlar ve gezegenimizin rutin düzeninde devam edebilmesi için devamlılıkları önem arz eder. Birçok şeyi öğretirler bizlere. Bundan yaklaşık bin yıl önce Aziz Bernard de Clairvaux “Korularda kitaplarda bulacağından daha fazlasını bulacaksın. Ağaçlar ve taşlar sana hiçbir insanın söyleyemeyeceği şeyleri öğretecektir.” diyerek konuyu biraz da olsa açıklamış.

Bahsettiğimiz üzere bugünün konusu da meşe ağacı. Meşe ağacı hakkında bilgi vermeye başlamadan önce anlamından bahsedelim. Meşe ağacı anlamı bir çok yerde farklı olarak yazılıp çizilse de asıl olan şey gücü belirttiğidir. Birçok inanışta tanrısallığı temsil eder.

Her mevsim yapraklarını koruyan türleri olan meşe ağacı 400 kadar çeşide sahip. Gövde kalınlığı ise 2 metre kadar genişleyebiliyor. Türkiye topraklarında doğal olarak yetişebilen 18 meşe türü bulunmakta. Bunların adları; saplı meşe, sapsız meşe, saçlı meşe, pırnal meşe, boz pırnal meşe, tüylü meşe, mazı meşesi, kasnak meşesi, kermes meşesi, ıstranca meşesi, ispir meşesi, Lübnan meşesi, Doğu Karadeniz meşesi, Macar meşesi, Makedonya meşesi, İran palamut meşesi, Anadolu palamut meşesi, yalancı tüylü meşe, mantar meşesi olarak sıralanabilir.

Şuan dünya üzerinde bilinen en yaşlı meşe ağacı ise Güney Carolina’da yer alıyor. 1500 yaşından büyük olan bu ağaç 20 metre genişliğinde ve 27 metre boyunda.

Normal şartlarda bir meşe ağacının ortalama ömrü ise 500 senedir. Farklı şekillerde olabilen meşe ağacı yaprağı bazı türlerde kış mevsiminde dökülürken birçok türde hem yaz hem de kış mevsimlerinde ağaç üzerinde kalırlar.

Meşe ağacının meyvesi ise palamuttur. İlkbahar başında çiçek veren, sonbaharda da meyve veren meşe ağacının tohumuna ise pelit denir. Pelit, palamudun içerisinde yer alan ve kestane benzeri bir yemiştir. Meşe ağaçları birçok hayvana da yuva olmaktadır. Kuşlar ve kemirgen hayvanlar bu ağaçları ev olarak kullanmakta, ek olarak kemirgen hayvanları ağaç kabuklarını yemektedir. Meşe ağacı kabukları oldukça besleyicidir ve bu yalnızca hayvanlar için geçerli bir besin değildir. Yazımızın ilerleyen kısımlarında meşe ağacının kullanım alanlarına ve faydalarına yer vereceğiz.

Meşe Ağacı Nerede Yetişir?

Anadolu’da yaygın olarak görülen meşe ağacının anavatanı olarak nitelendirilebilecek diğer bölgeler Yunanistan’dan başlayarak Pakistan’a kadar uzanır. Türkiye, Irak, İran, Suriye, Lübnan ve Afganistan’ı kapsayan bir çizgide ilerler.

Çok spesifik bir yetiştirilme bölgesi yoktur. Üstelik kullanım alanı oldukça yaygındır. Bu sebeple uygun bulunan birçok alana meşe ağacı dikimi gerçekleştirilebilir. Ülkemizde birçok karma ormanda görebileceğiniz meşe ağaçlarını aynı zamanda meşe ormanları olarak bir arada da görebilirsiniz.

Meşe ağacı hangi iklimde yetişir? derseniz bu sorunun cevabı sulak, bol yağış alan bölgeler olacaktır. Güneşli ve yarı gölge alanlarda yaşayabilen meşe ağaçları rüzgara oldukça dayanıklıdır, park ve bahçelerde sıklıkla karşımıza çıkarlar.

Meşe Ağacının Faydaları

Meşe ağacı sağlık alanında da kullanımı bulunan oldukça faydalı bir bitkidir. Ağacın kabuklarının kurutulması ile elde edilen çay çeşitli mide ve sindirim rahatsızlıklarına iyi geliyor.  Meşe kabuğu çayı denilen bu çay için önceden genç meşe dalları kesilir ve kurutulur. Dalların kabukları daha sonrasında ince ince alınır ve tam olarak kuruması için aydınlık, gölge bir alana alınır.

Tam olarak kurumuş meşe kabuklarını ince ince kıydıktan sonra 1 bardak için 3 çay kaşığı ölçü alınarak 5 dakika birlikte kaynatılır. Ardından 10 dk kadar üzeri kapatılıp demlenmeye bırakılır ve süzülerek tüketilir. Zengin mineral ve vitamin deposu olan bu çayın kan şekerini düzenleme özelliği vardır. Ancak tüketmeden önce doktora danışmak gereklidir.

Özellikle sindirimsel olarak kronik rahatsızlığı olanlar ve bu durum ile ilgili hali hazırda bir tedavi sürecinde olanların kullanmadan öce bir uzmandan onay almaları faydalarına olacaktır.

Yıllar yılı birçok hastalığın tedavisinde kullanılan meşe ağacının en etkili olduğu bilinen rahatsızlıklar ise mikropları yok etme, iltihap temizleme ve bir takım cilt rahatsızlıklarıdır. El ve ayak terlemelerinde, yara tedavilerinde, kanama durumlarında tüketilmeden doğrudan kullanılmaktadır.

Ağız içerisindeki yara ve iltihaplar için hazırlanan çay soğutulup gargara olarak kullanılabilir. aynı zamanda meşe palamudu da oldukça faydalıdır. Eskiden bazı bölgelerde tüketim amaçlı yetiştirilen meşe palamudu karbonhidrat barındırır. Diğer yemişlerle kıyaslandığında orta seviye yağlı sayılabilecek palamut birçok vitamin ve mineral bakımından zengindir. Aynı zamanda lif ve protein içerir.


MOBİLYA VE AĞAÇ İŞLERİNDE KULLANILAN AHŞAP MALZEMELER

MOBİLYA VE AĞAÇ İŞLERİNDE KULLANILAN AHŞAP MALZEMELER 2(Kapı ve pencere yapımında ağaç malzemenin kullanılması)

Prof. Dr. Ahmet KURTOĞLU
Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi – İç Mimarlık Bölümü 34722 Acıbadem, Kadıköy/İstanbul
akurtoglu@dogus.edu.tr

Yrd. Doç. Dr. Sait Dündar SOFUOĞLU
Dumlupınar Üniversitesi, Simav Teknoloji Fakültesi Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği Bölümü 43500 Simav/Kütahya
E-mail: sdsofuoglu@gmail.com

3 KAPI VE PENCERE YAPIMINDA AĞAÇ MALZEMENİN KULLANILMASI

Bilindiği gibi bina bölümlerinin dış çevre ile ışık ve hava ilişkisini sağlayan bina duvarlarına bırakılan boşluklara yerleştirilen yapı bileşenlerine pencereler, konut ve benzeri yapılara giriş-çıkışı düzenlemek üzere kanat ve kasadan oluşan yapı bileşenlerine ise kapılar denilmektedir.Kapı ve pencereler genellikle ağaç, plastik ve alüminyum gibi malzemelerden yapılmaktadır. Kapı ve pencere yapımı ve kullanılan ağaç malzemelerin özellikleri çeşitli standartlarca saptanmış olup, ülkemizde bu konu ile ilgili olarak çeşitli standartlar hazırlanmış bulunmaktadır (TS 1264).

Pencere ve kapı yapımına uygun ağaç malzemenin seçimi, kullanım amacına uygun şekilde kurutulması ve uygun işleme yöntemlerine göre üretildikten sonra çeşitli dış etkenlere karşı korunması ve özellikle daha düşük maliyetleri nedeni ile konut yapımında ağaç pencere ve kapılar tercih edilmektedirler.

Kapı ve pencerelerin dayanıklılığı, geniş ölçüde bina içi ve dışındaki sıcaklık, rutubet, rüzgar ve güneş gibi iklim koşulları ile kapı ve pencerelerin binadaki yeri, konstrüksiyonu ve koruma önlemleri (yüzey işlemleri-emprenye) gibi faktörlere bağlıdır. Kapı ve pencerelerin ömrü yukarıda belirtilen faktörlerin göz önünde tutulması suretiyle uzatılabilmektedir.

3.1. KAPI VE PENCEREYAPIMINDA KULLANILAN AĞAÇ MALZEMENİN SEÇİMİ

Kapı ve pencere yapımında kullanılacak ağaç malzemenin seçiminde genelde ağaç malzemenin direnç, çalışma, dayanıklılık, yüzey işlemlerine ve tutkallamaya uygunluk gibi genel özellikleri göz önünde tutulmaktadır (KURTOĞLU 1986).

Göz önünde tutulacak bu genel hususları maddeler halinde şöylece sıralanabilir.
1)Ağaç malzemenin elastikiyet modülünün kapı ve pencerenin hareketli kısımlarının dikliğinin muhafazası için yeterli olması,
2)Ağaç malzemenin artan sertliği ile kapı ve pencere elemanlarının kenarlarının çarpmaya karşı direncinin artması,
3)Ağaç malzemenin çalışması (daralma-genişleme) nın fazla olması nedeniyle birleşme yerlerinin dayanıklılığı, sızdırmazlığı ve yüzey işlemlerinin sağlamlığı azalmaktadır. Bu nedenle çalışması az ağaç türü odunları tercih edilmelidir.
4) Mantar ve böcek tasallutuna dayanıklı olması yararlıdır.
5) Ağaç malzeme böcek ve mantar tasallutuna karşı doğal olarak dirençli değilse, iyi şekilde emprenye edilebilme kabiliyetinde olmalıdır,
6) İşlenme ve tutkallanma özelliği iyi olmalıdır,
7) Çivi ve vida tutma kabiliyeti yüksek olmalıdır,
8) Özellikle yapraklı ağaçlarda yarılmalara engel olmak için vidalama ve çivilemeden önce delikler açılmalıdır,
9)Yüzey işleme maddelerini iyi şekilde bağlamalıdır.
10)Macun, metal ve sentetik maddelere karşı uyumlu olmalıdır,
11)Kullanılan ağaç malzemenin rutubet miktarı, büyüme özellikleri, kesiş şekli, işlenme türü, dış koşullara karşı korunması gibi özellikleri de kapı ve pencere yapımına uygun olmalıdır.

3.2. Doğramalık Ağaç Malzemede Aranılan Genel Özellikler

Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde tutularak, Doğramalık ağaç malzemede aranılan genel özellikleri;

1) Dayanıklı olması,
2) Rutubet miktarının kullanım koşullarına uygun olması,
3) Yıllık halka durumu,
4) Bitkisel, hayvansal zararlar ve kusurların olmaması gibi gruplandırarak inceleyebiliriz (KURTOĞLU 1986).

1. Ağaç Malzemenin DayanıklıOlması

Ağaç malzemenin dayanıklı olması hem yüzey işlemi, hem de kullanıcı için önemlidir. Bilindiği gibi ağaç malzeme belirli koşullar altında mantar ve böceklerden zarar görmektedir.Ayrıca ağaç malzemenin sürekli yüksek rutubetli koşullarda kullanılması durumunda 5-6 yıl gibi kısa sürede kullanılamaz duruma gelebilmektedir. Bazı odun türleri ise korunmaksızın dış hava koşullarına uzun yıllar dayanabilmektedir.

Ağaç malzemenin genel özelliklerinden en önemlisi dayanıklılık olup, dayanıklılık; organizmaların gelişmelerine uygun belirli koşullar altında böcek ve mantar zararlılarına karşı malzemenin direncini ifade etmektedir. Bazı odun türleri yapılarında bulunan bazı doğal maddeler nedeni ile odun zararlılarının gelişimine uygun ortam sağlamamakta, böylece odunu tahrip edici etkilere karşı daha dayanıklı bulunmaktadır.

Odunlar, pratikte belirli koşullar altında, öz odununun dayanma süresine göre 5 dayanıklılık sınıfınaayrılmaktadır.

Aşağıdaki çizelgelerde odunun dayanıklılık sınıfları ile bu dayanıklılıksınıflarına giren ağaç türlerigösterilmektedir.

A- Odun sürekli rutubetli toprak ile temasta bulunmakta, fakat toprak su altında olmayıp ve odun rutubete karşı hiçbir şekilde koruyucu işleme tabitutulmamıştır.
B- Odun dış hava koşullarına (Hava ve rüzgar) tabi tutulmakta ve hiçbir şekilde yüzey işlemi ile işlem görmemiştir.

6. çizelgede ise, pencere üretiminde sıkça kullanılan bazı ağaç türlerinin öz ve diri odununun mantar ve çeşitli böceklere karşı doğal dayanıklılığı gösterilmektedir.

2. Ağaç Malzemenin Rutubet Miktarının Kullanım Koşullarına UygunOlması

Ağaç malzemenin higroskopik olması, yani havadan rutubet alıp vermesi nedeni ile daralıp, genişlemekte (çalışmakta) dır. Ülkemizde hava kurusu odunun rutubet miktarı ağaç malzemenin türü ve odunun boyutlarına bağlı olarak % 8 ile %20 arasında değişmektedir. Pencere üretiminde kullanılacak ağaç malzemenin rutubeti genelde %12+ %3 arasında olmalıdır (KURTOĞLU,1986).

Hava koşullarına bağlı olarak ağaç malzemenin rutubet miktarı değişmekte ve buna bağlı olarak daralıp genişlemektedir. Buna örnek olarak rutubetli mevsimlerde kapı ve pencere kanatlarının genişleyerek kapanmaması, kuru mevsimlerde ise daralarak kapı ve pencere kanatları ile kasa arasında açıklıkların ortaya çıkması gösterilebilir.

Bununla ilgili olarak rutubet alışverişine engel olabilmek için doğru seçilmiş malzeme üzerine uygun yüzey işlemi uygulanmasıdır. Bu işlemde önce mantarlara karşı emprenye edilmiş ve yeterli miktarda kullanım yeri iklim koşullarına uygun olarak kurutulmuş ağaç malzeme oldukça önemlidir.

TS 1264e göre, Doğramalık kerestede rutubet nedeniyle ortaya çıkan kusurlardan 1. sınıfta oluklanma ve burulma bulunmamakta, eğilme parça boyunun 1/100ünü, kılıcına eğilme ise 1/200ünü geçememektedir. 2. sınıfta burulma 1 mmyi, oluklanma parça genişliğinin 1/100ünü, eğilme parça boyunun 1/50sini, kılıcına eğilme ise 1/100ünü geçememektedir. 3. sınıfta ise burulma parça boyunun her metresi için 2 mmyi oluklanma parça genişliğinin 1/50sini, eğilme parça boyunun 1/25ini, kılıcına eğilme ise parça boyunun 1/50sini geçememektedir.

Basınç ve çekme odunu içeren ağaç malzemede şekil değişmelerin ve yüzey işlemlerinde güçlüğe neden olduğu için kullanılmamalıdır.

3. Ağaç Malzemenin Yıllık HalkaDurumu

İbreli odunlarda ilk planda dar ve orta genişlikte yıllık halkalı, yapraklı odunlarda ise geniş yıllık halkalı odunlar tercih edilmektedir (KURTOĞLU 1986).TS 1264e göre ibreli ağaç malzemede yıllık halka genişliği 1. sınıfta 3 mmyi, 2. sınıfta 5 mmyi geçmemektedir. 3. sınıfta ise sınırsızdır. Meşe odununda ise ibrelilerin aksine genellikle geniş yıllık halkalı düzensiz büyümüş olanlar tercih edilmektedir. Dar yıllık halkalılar dirençlerinin düşük olması nedeniyle kullanılmamalıdır.Öz kısmını içeren keresteler ile dar yıllık halkalılar dirençlerinin düşük olması nedeniyle kullanılmamalıdır.

Enine kesit boyutları yıllık halkalara dik olmalıdır. Radyal yüz öyle düzenlenmelidir ki muhtemelen oluşacak çatlaklar yağmur suyunun girmesi için yüzeye çıkmamalıdır. Sarıçam, Melez, Meşe gibi koyu özodunlu ağaçlar da, az dayanıklı diri odun pencere yapımı için uygun değildir. Diğer odun türlerinde diri odun mantar zararlarına karşı korunmalıdır.Kesilen ağaç malzemede ağacın strüktürü desen olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ise tahta veya kalasın ağaç gövdesinin neresinden çıkarıldığına bağlıdır.

4. Odunda Bitkisel ve Hayvansal Zararlar ile Kusurların Olmaması

Ağaç malzemede bulunabilen bitkisel ve hayvansal zararlar ile kusurları budaklılık, dallılık, beyaz çürüklük, esmer çürüklük, mavi renklenme, spiral liflilik, öz, rüzgar ve don çatlakları ile böcek yenikleri olarak göz önünde bulundurulabilir.

Pencere kasası ve kanadı yapımında kullanılan doğramalık iğne yapraklı ağaç malzemenin (kerestenin) özelliklerinin göre TS 1264de belirtilen özelliklere uygun olması gerekmektedir.Bu standarda göre kapı ve pencere endüstrisinde kullanılacak doğramalık ibreli ağaç kerestesinin boylarının 0.10 m basamakla, normal: 3.005.40 m, kısa: 2.002.90 m, çok kısa: 1.00 m 1.90 m olması gerekmektedir.

Kerestelerin kalınlıklarının 40, 50, 60, 80, 100 ve 120 mm, genişliklerinin ise 100, 120, 140, 160, 180, 200, 220, 240, 260, 280 ve 300 mm olması istenmektedir.Kalınlık ve genişlikte 105 mmye kadar + 2 mm, 105 mmden sonra + 3 mm, uzunlukta ise + 50 mm ile -10 mm tolerans öngörülmektedir.

Saydam yüzey işlemi ile korunacak pencereler için yalnız 1. sınıf doğramalık iğne yapraklı veya yapraklı kereste, saydam olmayan örtücü yüzey işlemleri ile korunacak pencerelerde ise isteğe göre I ve II. sınıf iğne yapraklı ve yapraklı doğramalık kereste kullanılabilir.Kör kasalı pencerelerde kör kasa, kanatlar ile aynı cinsten olmak kaydı ile III. sınıf doğramalık keresteden yapılabilmektedir.

Budaklılık pencere üretiminde ağaç malzemenin gerek işlenmesi ve gerekse yüzey işlemleri için hammaddenin uygunluğunu bozan hatadır. Bu nedenle standartta belirtilen boyutlara uyulmalıdır. Pratik olarak birleşme yerlerine yakın kısımlardan ve pencere bölme çıtalarında düşen budaklar olmamalıdır. kanatlar mümkün olduğu kadar budaksız olmalıdır.Düşmüş büyük, çürük ve kaynamış siyah budaklar ile ayrıca 2 den fazla zincir şeklinde yamanmış budakların görünen pencere kısımlarında kullanılmasına izin verilmemesi gerekmektedir.

Kaynamış budaklar çıkarılarak, yeri ağaç malzeme ile ağaç malzemenin lifleri yönünde doldurulmalıdır. Yamanan (doldurulan) bu parçalar 1 metrede 2 adetten fazla olmamalıdır.Budaklar yüzey işlemleri yönünden de önemlidir. Çünkü gövde odunu ile kaynamayan küçük dal parçaları kurumada enine yönde daralarak düşmekte ve yüzey işlemlerinde kolayca tanınmaktadır.

Budaklılığın diğer bir dezavantajı ise el aletleri ile işlemde zorluk yaratmasıdır. Makineler ile işlemde budaklar (dal parçaları) kolayca kopmakta ve değişen lif yönleri ile bu kısımlarda pürüzlü yüzeyler oluşmaktadır.

Doğal olarak herhangi bir şekilde çatlamış ağaç malzemenin hiçbir şekilde kalitenin ön planda tutulduğu pencere gibi yapı kısımlarında kullanılmasına izin verilmemelidir.TS 1264e göre 1. sınıf iğne yapraklı pencere kerestesinde, yan ve yüz çatlağı parça boyunun 1/20sini, 2. sınıf kerestede ise 1/5ini, 3. sınıfta ise 1/2sini geçmemelidir. Sığ çatlaklar ise bulunabilmektedir.

Halka çatlağı 1. sınıf kerestede bulunmamakta, 2. sınıfta ise kereste genişliğinin 1/4ünü, 3. sınıfta ise 1/3ünü geçmemesi önerilmektedir. Çatlaklara sahip bir yüzeyde yüzey işlemleri de hava koşullarına karşı koruma ve boyut değişmelerini sabit tutmak görevini tam olarak yerine getirememektedir.

Lif kıvrıklığı ve dallılık, direnç ve ağaç malzemenin şekil değişmesi üzerine elverişsiz etki yapmaktadır. Kural olarak dal odunu gövde odununa göre daha yoğun, ağır, sert ve kırılgandır. Bu nedenle, budakların teknolojik özellikleri daha az homojen bulunmaktadır.Dal odununda liflerin seyri gövde odununu küçük veya büyük bir açı ile çapraz olarak geçmektedir. Böylece odun özelliklerinin anizotropisi, boyuna ve liflere dik yönde daralma ve genişleme miktarında dengesizlik veya liflere dik yönde daralma ve genişleme miktarlarında dengesizlik, farklı direnç yüklemeleri, dal odununda çevresindeki gövde odununa göre farklı etki yapmaktadır. Gövde odunundaki liflerin seyri de düzensiz olup ve dalın tarafına doğru bükülmektedir.

Strüktür farklılığı nedeniyle ağaç malzemenin direnci dallar nedeniyle düşmektedir. Bu düşüş çekme direncinde en fazla, basınç direncinde daha azdır. Bu nedenle DIN 68360 da dal odununun kullanım olanakları sınırlandırılmaktadır.

Ağaç malzemenin kıvrık lifli olması kullanım değerini oldukça fazla miktarda azaltmaktadır. Çünkü, liflerin açısının 1/15den büyük olması halinde direnç düşmektedir.DIN 4074e göre doğramalık yapı kerestesi için verilen lif açısı, özellikle yüksek taşıma kabiliyetindeki 1. sınıf kereste de boyuna kenara oranı 1/15, alışılmış taşıma kabiliyetindeki ikinci sınıf kereste de 1/8, düşük taşıma kabiliyetli 3. sınıf kereste de ise 1/5 ile sınıflandırılmaktadır.

TS 1264e göre ise lif kıvrıklığının 1. sınıf kerestede % 3ü, 2. sınıfta ise % 5i, 3. sınıfta ise % 10u geçmemesi önerilmektedir.Doğramalık ibreli ağaç kerestesinde 1. sınıfta reçine kesesi bulunmamalı, 2. sınıfta ise her metrede 5 cmyi geçmeyen 1 adet, 3. sınıfta ise 10 cmyi geçmeyen 1 adet veya 5 cmyi geçmeyen 3 adet reçine kesesi bulunabilmektedir. Bu boyutlardan büyük olanlar kesilerek uzaklaştırılmalıdır. Bu keselerin özellikle yüzey işlemi görecek malzemede temizlenerek yamanması uygun olacaktır.

Doğrama yapımında kullanılan ibreli kerestelerin 1. ve 2. sınıflarında iç kabuk bulunmamakta, 3. sınıfta ise eni 1 cmyi, boyu 10 cmyi geçmeyen 1 adet iç kabuk bulunabilmektedir.Mavi renklenme 1.sınıf ibreli kerestede bulunmamakta, 2. ve 3. sınıfta ise olabilmektedir. Ancak oranı sınırlandırılmalıdır. Mavi renklenme yalnız saydam yüzey işleme maddeleri ile pencere korunacak ise görünüş kusuru olarak kabul edilmektedir. Saydam olmayan yüzey işlemleri ile (yağlı boya) işlem görecekse kusur sayılmayabilmektedir. Ancak mavi renklenmiş kısımlar daha fazla rutubet aldığından yüzey işlemlerinde renk değişmelerine ve tutkallı birleşme yerlerinde açılmalara neden olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

TS 1264e göre doğramalık kerestede böcek deliğine izin verilmemekte, 2. sınıfta ise büyük böcek deliği olmamakta, her metrede 2 tane küçük delik bulunabilmektedir. 3. sınıfta ise metre de 2 tane büyük, 20 tane küçük böcek deliğine izin verilmektedir.

Böcek delikleri derinliklerine göre 3 tipe ayrılmaktadır.

1- Yüzeysel böcek delikleri: Yanal yüzeyden itibaren 3 mmden daha derine girmeyen deliklerdir.
2- Sığ böcek delikleri: Yanal yüzeyden başlayarak 3 ile 15 mm arasında derine giren deliklerdir.
3- Derin böcek delikleri: Yanal yüzeyden başlayarak 15 mmden derine giren deliklerdir.

Kapı ve pencere yapımında kullanılan kerestede çürüklük ve kovuk bulunmamalıdır. Varsa bu kısımlar uzaklaştırılmalı veya kullanılmamalıdır.

1. sınıf iğne yapraklı doğrama kerestesinde sulama bulunmamasına rağmen, 2. sınıfta yalnız 1 kenarda genişliği parça genişliğinin %20 sini, 3 sınıfta ise her iki kenarda ve toplam genişliği parça genişliğinin %10nu geçmeyen sulamaya izin verilmektedir.İşleme kusurları (kalkık liflilik,pürüzlü liflilik gibi) 1. ve 2. sınıftabulunmamasına rağmen, 3. sınıfta bulunabilmektedir.

3.3. KAPI VE PENCERE YAPIMINDA MASİF OLARAK KULLANILAN AĞAÇ TÜRLERİ

Ülkemizde kapı ve pencere yapımında genellikle yerli iğne yapraklı ağaç türlerinden Karaçam (Pinus nigra), Sarıçam (Pinus silvestris) ve az miktarda Kızılçam (Pinus brutia) gibi çam türleri ile Sedir (Cedrus libani) ve Doğu Ladini (Picea orientalis) tercih edilmektedir. Yerli ibreli ağaç türlerimiz dışında Avrupa ibreli ağaç türlerinden Sarıçam (Pinus silvestris), Karaçam (Pinus nigra), Avrupa Melezi (Larix decidua), Avrupa Ladini (Picea abies), Avrupa Göknarı (Abies alba) ile denizaşırı ağaç türlerinden Adi Duglas/Oregon pine (Pseudotsuga menziessi), Hemlock (Tsuga canadensis), Western red cedar (Thuya plicata), Sitka Ladini/Spruce (Picea sitchensis),, Sekoya/Redwood (Sequoia sempervirens),Uzun iğne yapraklı çam/Pitch pine (Pinus palustris) ve Alerce(Fitzroya cuprosoides) de uygunbulunmaktadır.

Geleneksel olarak pencere yapımında ibreli ağaç türlerinden Sarıçam (Pinus silvestris) ve Karaçam (Pinus nigra) kullanılmaktadır. Sarıçam ve Karaçam odunu reçine içermektedir. Yüksek rutubet derecelerinde oldukça fazla mavi renklenme görülmektedir. Özodunu mantar zararlarına oldukça dayanıklıdır. Diri odun ise mantar zararlarına dayanıksız olup buna karşılık kolay emprenye edilebilir. Çok reçineli varyetelerinin tutkallanması güçtür. İşlenme, çivi ve vida tutma kabiliyeti iyidir. Düzgün bir yüzey için kesiş hızı 33 m/sn olmalıdır. Diri ve özodun arasındaki keskin sınır, reçine ve mavi renklenme gibi özellikleri nedeni ile yüzey işlemleri oldukça risklidir. Demir ve aynı zamanda rutubet etkisi ile odunda siyah lekelere nedenolmaktadır.

Ağaç malzemeye gereksinim artması nedeni ile Ladinde pencere yapımında kullanılabilmektedir. Odunu mavi renklenmeye orta derecede meyletmektedir. Yüksek rutubette oldukça fazla reçine akışı olmadıkça tutkallanması iyidir. İşlenme, çivi ve vida tutma kabiliyeti yüksektir. Yüzey işlemlerine Karaçam ve Sarıçama göre daha elverişlidir. Demir ve aynı zamanda rutubet etkisi ile odunda mavimsi-gri lekeler oluşmaktadır.

Göknar odunu ise reçine kanalı içermemektedir. Diğer özellikleri Ladin odununa benzemektedir. Emprenye edilebilmesi daha iyidir. Tutkallanma ve yüzey işlemlerine uygunluğu ladine göre daha elverişlidir. Yalnız Göknar odununda sık sık görülen ıslak öz nedeniyle pencere yapımında istenilerek kullanılmamaktadır. Islak özlü odunun kuruması zor olup, ayrıca dayanıklı da değildir. Reçine içermemesi dayanıklılığı olumsuz yönde etkilemektedir.

Adi Duglas (Pseudotsuga menziesii) ise ladine göre daha ağır olup, dış hava koşullarına oldukça dayanıklıdır. İyi bir pencere odunu olup, yalnız fiyatı biraz yüksektir. Reçine miktarı da fazla olup, zamanla sızıntı yapması sakınca yaratmaktadır. Reçinenin işlemeden önce uzaklaştırılması şarttır. Odunun 100°Cnın üstündeki sıcaklıklarda kurutulmaması gerekmektedir. İyi bir yüzey kalitesi için kesiş hızı 30 m/sn olmalıdır.

Uzun iğne yapraklı çam (Pinus palustris) Pitch pine güney çamlarından olup arasıra pencere yapımında kullanılmaktadır. Çok reçineli, sert ve dış hava koşullarına dayanıklıdır.Hemlock (Tsuga Canadensis) budaksız ve reçinesiz oluşu yüzünden pencere yapımında oldukça sevilerek kullanılmaktadır. Ancak dış hava koşullarına dayanıklılığı düşüktür.Avrupa melezi (Larix decidua) reçineli olup, mavi renklenmeye meyili Karaçam ve Sarıçama göre daha azdır. Diri odunu rutubetli hallerde kısa sürede mantar zararlarından tahrip olmaktadır. Emprenye edilebilmesi düzensiz ve çamın diri odununa göre oldukça kötüdür. İşlenme, çivi ve vida tutma kabiliyeti oldukça iyidir. Reçine akışı nedeniyle yüzey işlemi risklidir. Demir ve aynı zamanda yüksek rutubette odunda çok kuvvetli mavi-siyah lekelenmeler oluşturmaktadır.

Ülkemizde Şili çamı olarak tanınan Radiata çamı ise genelde kağıt, lif ve yonga levha, ambalaj endüstrisi ile yapılarda kör odun olarak kullanılmaya uygun bulunmaktadır. Hızlı büyümesi, buna bağlı olarak yumuşak ve dayanıksız olması, çalışmasının fazlalığı, ilkbahar odunu kısmının çivi ve vida tutma kabiliyetinin düşük bulunması istenmeyen özelliklerindendir. Dış kullanımda (Kapı-Pencere) lif kıvrıklığı olmayan Radiata çamı tekniğine uygun kurutulduğunda ve etkili şekilde emprenye edildiğinde kullanılabilir.

Ülkemizde ve Avrupada yapraklı ağaç türlerinden ise genellikle Meşe (Quercus spp), Karaağaç (Ulmus spp) ve Kestane (Castanea sativa) pencere üretiminde kullanılmaktadır.Ülkemizde ve Avrupada geniş bir yayılış sahası bulunan Saplı Meşe (Q.pedunculata) ve Sapsız Meşe (Q.sessiliflora) nin odunun özellikleri geniş ölçüde birbirine benzemektedir. Odunlarında reçine bulunmamasına rağmen suda çözünen renk ve tanen gibi maddeler bulunmaktadır. Özodunu mantar ve böceklere karşı büyük bir dayanıklılığa sahiptir. Diri odun, mantar ve böceklerden kolayca tahrip olmaktadır. Tutkallanması Göknar ve Ladine göre daha az güvenilirdir. Yüzey işlemleri, özellikle dış hava koşulları altında lekelenme ve renk değişmelerine maruz kalmaktadır. Demir ve aynı zamanda rutubet ile temasta özodunda mavi-siyah lekelenmeler oluşmaktadır.

Kestane (Castanea sativa) odununda reçine bulunmamasına rağmen, özodunu tanen ihtiva ettiği için çok dayanıklıdır. Kuruması yeknesak olup işlenmesi kolaydır. Mantar ve böceklere karşı dayanıklıdır. Yüzey işlemleri özellikle dış hava koşulları altında lekelenmelere ve renk değişmelerine maruz kalmaktadır.

Karaağaç Türleri (Ulmus spp)nin odunlarının çok kıymetli olması nedeniyle daha çok kesme kaplama olarak mobilya endüstrisinde kullanım bulmaktadır.Yapraklı denizaşırı yabancı ağaç türlerinden pencere yapımında daha çok kırmızı ve kahverengi oduna sahip olanlar tercih edilmektedir.

Uzun zamandan beri Meranti (Shorea türleri), pencere yapımında diğer ülkelerde ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Meranti odununun %15 odun rutubetinde özgül ağırlığı 630 kg/m3den fazla olanlar tercih edilmektedir. Bu bakımdan Dark Red Meranti (Shorea pauciflora) pencere yapımı için en uygun olanıdır. Ancak her geçen gün, hafif kırmızı ve diğer açık renkli meranti türleri de daha ucuz olmaları nedeniyle piyasaya girmektedir.Özellikle özgül ağırlığı 500 kg/m3 den az olan Meranti türlerinin düşük direnç özellikleri nedeni ile pencere yapımında kullanılmasına izin verilmemelidir. Malezya ve Endonezyadan temin edilen 30dan fazla türü bulunan bu Güneydoğu Asya odun grubu halihazırda yeterli miktardanispeten uygun fiyatla temin edilebilmektedir. Uzun mesafeden taşınmasında ise bazı güçlüklerlekarşılaşılabilmektedir

En tanınmış tropik ağaç türlerinden olan Maun Türleri ise genellikle mobilya endüstrisinde kullanılmasına rağmen pencere endüstrisinde de kullanım bulmaktadır. Ancak, meranti odunu Maun odununa göre daha ucuz temin edildiği için, Merantiden yapılan pencerelerin Maun olarak piyasaya sürülmemesine dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi H.Amerikan Maunu (Swietenia macrophylia) dışında Sapelli (Entandrophragma condolloei), Tiama (Entandrophragma angolense) ve Khaya (Khaya ivorensis) gibi Afrika maunu türleri de bulunmaktadır.

Maun grubu ağaç türlerinden pencere yapımı için genellikle en çok Sipo/Utile tercih edilmektedir. Bu nedenle Batı Afrikadaki Sipo varlığı azalmaktadır. Bu da fiyatların yükselmesine neden olmaktadır. Sipo Fildişi sahili- Kamerun ve Liberyadan ithal edilebilmektedir.

Daha öncede belirtildiği gibi bugün pencere endüstrisinde kırmızı tropik ağaç türlerine gereksinim artmaktadır. Sipo yerine pencere endüstrisinde ikame ağaç türleri olarak; Bosse (Guarea cedreta) ve Kotibe/Danta (Nesogordonia papaverifera) gibi diğer ağaç türleri tercih edilmektedir.

Afrika Maunu türlerinden bugün artık çok zor temin edilebilen Khaya ivorensis ve diğer Khaya türleri de Maun adı altında pencere yapımında kullanılmaktadır.Kosipo ise diğer afrika maunu türlerine göre daha ağır ve odunundaki çeşitli depo maddeleri nedeniyle işlenmesinin güç olması yüzünden pencere yapımında pek tercih edilememektedir. Ancak Kosipodan yapılmış bir pencerenin özellikleri Sipodan yapılana göre hiçde kötü değildir.

Diğer Afrika Maunu Sapelli ve Tiama ile Hakiki Amerikan Maunu nadiren pencere yapımında kullanılmaktadır.

Ayrıca bunların dışında pencerenin kalitesine bağlı olarak Denizaşırı ülkelere ait ağaç türlerinden Niangon/Angi (Tarrietia utilis), Makore (Tieghemella heckelii), Kando (Beilschmiedia diversiflora), Coula (Coula edulis), Bintangor (Colophyllum spp), Moabi (Baillonella toxiperma), Nyatoh (Palaguium spp), Afzelia/Doussie (Afzelia africana), Merbau (Intsia palembanica), Iroko/Kambala (Chlorohora excelsa), Afrormosia (Afrormosia elata), Lauan (Shorea negrosensis), Cedrela/cedro (Cedrela odorata), Andiroba (Carapa guinensis), Suren (Toonasureni), Tik (Tektonograndis) de pencere yapımına uygun bulunmaktadır.

Bütün bu ağaç türü gruplarının odunlarının işlenmesinde bazı problemler olmasına rağmen, uygun işleme yöntemleri ile çok kaliteli pencereler yapılabilmektedir.Bu ağaç türlerinden Niangon/Anginin odunu özellikle dış hava koşullarına dayanıklı olup, içerdiği yağ nedeni ile kendine has kokusu bulunmaktadır. Ancak bu odun üreticiler tarafından kendi adıyla kullanılmamakta daha çok Maun pencere olarak piyasaya sürülmektedir. Aynı problem yukarıda belirtilen Afrika odun türlerinden Makore, Moabi, Kotibe ile Güneydoğu Asya odun türlerindenBintagor ve Nyatoh içinde geçerlidir.

Çalışmaya dayanıklı pencere yapımında Afzelia/Doussie ile Merbau tercih edilmektedir. Afzelia ile Merbau akraba olup dikkatlice bakılmadıkça ayırt edilmesi güçtür. Afzelia, Kamerun, Fildişi sahilleri, Liberya ve Ganadan, Merbau ise Güneydoğu Asyadan temin edilmektedir.Pencere yapımında kullanılan Tik odununun diğer amaçlar için de kullanılması nedeni ile miktar ve fiyat olarak sıkıntılar bulunmaktadır. Ancak Tik odununun tropik ülkelerde plantajlar halinde yetiştirilmesi yüzünden teknolojik özelliklerinde farklılıklar olacağı göz önünde tutulmalı ve tanınmış adına rağmen Tik odunu çok dikkatlice kontrol edilmelidir.

Yukarıda belirtilen ağaç türlerine ek olarak dış hava koşullarına doğrudan açık olmayan kapılarda Abachi/Samba (Triplochiton scleroxylon), Dibetou (Lovoa trichilioides), görünmeyen kısımlarda, Framire (Terminalia ivoransis), Koto (Pterygota macrocarpa), Limba (Terminalia superba), Okoume (Ocoume klaneana), Agba (Gossweilerodendron balsamiferum), Jarrah (Eucalyptus marginata), Muninga (Pterocarpus angolensis) hem masif hem de kaplama olarak kullanılabilir. Eyong (Eribroma oblongs) iseateşe dayanıklı kapı yapımındakullanılmaktadır.

3.4. MOBİLYA, KAPI-PENCERE ENDÜSTRİSİNDE GENİŞ KULLANIM YERİ BULAN BAZI AĞAÇ TÜRÜ ODUNLARININ İKAMELERİ

Gerek kaplama ve gerekse masif olarak mobilya ve (kapı-pencere) endüstrisinde tercih edilen, ancak miktar olarak azalan ve buna bağlı olarak fiyatı sürekli yükselen ağaç türlerinden Hakiki Amerikan Maunu (Swietenia macrophylla) Ceviz (Juglans spp.), Kiraz (Prunus evium), Tik (Tectona grandis), Okoume (Aucoume klenea), Kayın (Fagus spp.) gibi geniş kullanım alanı bulan ağaç türlerinin yerine ikame ağaç olarak kullanılabilen türlerin belirtilmesinde yararbulunmaktadır [2].

İkame ağaç türlerinin seçiminde ilk planda ekonomik koşullar rol oynamakta, yüzey işleme tekniğindeki gelişmelerin yardımıyla da bu ağaç türleri yerine aşağıda belirtilen ağaç türleri kullanılabilmektedir.

KAYNAKLAR

BOZKURT, Y. ve ERDİN, N., 1997, Ağaç Teknolojisi, İstanbul Üniversitesi Yayın No: 3998, Orman Fakültesi Yayın No: 445, İstanbul, 975-404-449-X
DIN, 4074, 1989, Sortierung von Nadelholz nach der Tranfahrgkait
GÖKER, Y., KURTOĞLU, A., 1987, Maun Yerine Kullanılabilen Afrika Ağaç Türleri, İ.Ü.Orman Fakültesi Dergisi, Seri B, Cilt 37, Sayı.3, İstanbul.
IGEME 1981, Mobilya İhracatı Pazar Aarştırması, IGEME Yayınları No: 63, Ankara.

KURTOĞLU, A., 1984, Mobilya Yapmnda Kullanlan Aaç Malzemeler, .Ü.Orman Fakültesi Dergisi, Seri B, Cilt 34, Say.2, stanbul.
KURTO⁄LU, A., 1986, Kap ve Pencere Endüstrisinde Kullanlan Aaç Türleri, .Ü.Orman Fakültesi Dergisi, Seri B, Cilt 36, Say.4, stanbul.
KURTO⁄LU, A., 2005, Mobilya Endüstrisi Baslmamfl Ders Notu, stanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendislii Bölümü, stanbul.
KURTO⁄LU, A., 2005, Mobilya ve Ahflap Konstrüksiyonlar Baslmamfl Ders Notu, stanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendislii Bölümü, stanbul.
ÖNCER, M., 1991, Orman Ürünleri Sanayinde Üretim Planlamas ve Kontrolü, MPM Yaynlar 443, Ankara.
TS 51, 1987, Kereste- Ladin Göknar Keresteleri, Genel Amaçlar, TSE, Ankara.
TS 820, 1975, Mefle Kerestesi (Biçilmifl, genel amaçlar için), TSE, Ankara.
TS 1264, 1988, Doramalk Kereste, TSE, Ankara.
TS 11356, Kereste Mobilya Yapmnda Kullanlan, TSE, Ankara
TÜRKMENO⁄LU, S., 1994, Ahflab Kullanmak Dünyay Kurtarr, Ahflap Dünyas, Say 5, Mart 1994.

AHŞAP İŞÇİLİĞİ VE OYMA SANATI

Tarihten günümüze kadar ulaşan kültür ürünleri arasında yer alan ağaç işçiliğinin geleneksel sanatlarımız arasında önemi çok büyük bir yer kaplamaktadır. Türkler sanat yapıtlarında ahşabı en ince detaylı şekliyle kullanmışlardır. Orta Asya Kurganlar-da özellikle Pazırık’ta yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulgularda ağaç işi buluntuların yanı sıra at eğeri, koşum takımlarında kullanılan ağaç parçaları bulunmuştur.

Tarih öncesi dönemlerden beri bir yapı malzemesi olarak ahşap; dayanıklılığı, öz ısısı ve dokusuyla kullanım sürekliliği gösteren bir malzeme olmuştur. Bu malzemenin kullanım tekniğinde zaman içerisinde birçok değişim ve gelişim gerçekleşmiştir. Buna bağlı olarak Türkiye’deki geleneksel ahşap işçiliğini birçok kültürel etkileşimin ve değişimlerin şekillendirdiği görülmektedir. Bu süreçte Selçuklu ve Osmanlı ahşap işçiliğinde önemli bir üretim tekniği olarak kündekâri de gelişmiştir. Kündekari tekniğinde üretim, motif tasarımı, ağaç malzeme, makine‐teçhizat seçimi ve kalifiye işçilik ile uzun sürede yapılabilmektedir.

Ağaç-ahşap işçiliği,  Anadolu’da Selçuklu döneminde gelişmiş, kendine özgü bir şekil almıştır. Selçuklu, Beylikler dönemi ağaç eserleri daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlar olup gerçekten çok üstün işçilik göstermektedir. Osmanlı Dönemi ahşap işçiliğinde sadelik hâkim olmuş, çeşitli teknikler daha çok sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, rahle, Kuran muhafazası gibi kullanım eşyası, pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol, sütun başlığı, tavan, mihrap, minber (vaaz kürsüsü), sanduka gibi mimari öğelerde uygulanmıştır. Ağaç işçiliğinde en çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz, gül ağacı kullanılmakta, kakma, boyama, kündekari, kabartma-oyma, kafes gibi teknikler uygulanmaktadır.

Ahşap oymacılığı, tahta levhaları istenilen şekilde kesip oymak şeklinde tanımlanabilir. Oymak tabiri bir yeri oyarak derinleştirmek veya kazımak manasına gelir. Öteden beri manası karıştırılarak yüzeyi düz bırakılmak suretiyle kesilen şekillere de oyma denilmesi yanlıştır.

Tarih öncesi çağlardan beri ahşap dayanıklılığı, öz ısısı ve dokusuyla kullanım sürekliliği gösteren bir malzeme olmuştur. Ağacın oyularak, yontularak, işlenerek süs ve kullanım eşyası biçimi almasına ahşap işçiliği denilmektedir. Mimariye bağlı olarak ağaç malzeme; kapı‐pencere kanatlarında, tavan ve sütunlarda kullanılmıştır.

Türkler Orta Asya’dan beri ahşap sanatını uygulamış göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçtikten sonra daha kalıcı eserler vermeye devam etmişlerdir. Osmanlı dönemine kadar olan ve Selçuklu dönemini de kapsayan zaman diliminde, cami minberleri, kapı ve pencere kanatları, sandukalar, Kur’an mahfazaları ve rahleler ahşap işçiliğinin çok gelişmiş olduğunu göstermektedir.

Çam Ağacının Türleri ve Özellikleri Nelerdir?

Çamgiller familyasına ait olan çam ağacı, Pinus adıyla bilinir. Kozalaklı bir ağaç çeşididir. 115 çeşit cam ağacı bulunur. Ülkemizde Halep Çamı, Sarıçam, Karaçam, Kızılçam ve Fıstık Çamı olmak üzere 5 çam ağacı türü yetişmektedir. Bunların arasından ülkemizde en çok görülen türü sarıçamdır. Karadeniz bölgesinde yetişir. Yılın tüm aylarında yeşilliğini kaybetmeyen bu ağaçlar genellikle tropik ve dağlık bölgelerde görülür. İğne biçiminde sert ve kalın yaprakları vardır. Bu yapraklar sayesinde kendilerini korurlar. Yapraklar yazın dökülür ancak kışın yaprak dökmezler. Farklı ortamlarda yetişerek ormanları meydana getirirler. Park ve bahçelerde de yetiştirilebilirler. Çam ağaçları ekolojik denge açıdan oldukça önemli olup çevre ve yaşama faydalıdırlar. Ortalama olarak, bir çam ağacı, 40 insanın 1 saatte ürettiği karbondioksiti, 1 saatte oksijene dönüştürebilmektedir.

Tüm çiçekli bitkilerde olduğu gibi çam ağaçları da çiçekleriyle ürerler. Aynı ağaçta hem erkek hem de dişi çiçekler bulunur. Ağaçlar 20-25 yaşına geldiğinde çiçekler oluşur. Erkek çiçekler olgunlaştıklarında keseciklerinde bulunan çiçek tozlarını havaya saçarlar. Her çiçek tozunun iki baloncuğu mevcuttur. Bu sayede tozlar uzunca bir müddet yere düşmeden havada uçarlar. Uzaktan bakıldığında adeta sarı bir bulut gibi görünen bu toz yağmuruna halk arasında kükürt yağmuru denir. Görevini tamamlayan erkek çiçeklerin bulunduğu başaklar kurur ve dökülür.

Çam ağacının kabukları A ve C vitamini açısından oldukça zengindir. Çiğ olarak yenilebilir. Bu ağaçta erkek ve dişi olmak üzere odunsu şeklinde kozalaklar yetişir. Erkek kozalaklar kısa süre dallarda kalırken dişi kozalaklar ise daha uzun süre dallarda kalır. Ayrıca dişi kozalaklar daha iri bir yapıya sahiptir.

Çam ağaçları; kerestecilik, kağıt hamuru yapımı, parfüm ve esans üretimi, ham reçine, terementi ve çam sakızı üretiminde kullanılmaktadır.

Çam Ağacının Türleri Nelerdir?

Halep Çamı: Akdeniz bölgesine özgü bir çam çeşididir. Türkiye’nin yanı sıra Fas, İtalya, İspanya ve İtalya’da yetişir. Genellikle deniz seviyesinden 200 metre yüksekliğe kadar görülebilir. Bu seviye, Güney İspanya’da 1000, Fas’ta ise 1700 metreye kadar yükselir. Boyu 15-20 metreye kadar uzar. Dolayısıyla orta büyüklükte bir ağaç olduğu söylenebilir. Kabukları kalın ve portakal kırmızısı rengindedir. Yaprakları ise sarımsı yeşildir.

Sarıçam: Ülkemizde Batı ve Doğu Karadeniz bölgeleri, Akdeniz, Doğu Anadolu’da Sarıkamış dolaylarında ve Güney Marmara bölgesinde yetişir. Ayrıca Avrupa’nın hemen her yerinde, Kafkaslar, Sibirya ve Kuzey Asya’da genel bir yayılım gösterir. Soğuk iklim şartlarına ve rüzgara hatta fırtınalara karşı dayanıklıdır. Oldukça sağlam olan bu çam türü 40 metreye kadar uzar. Sarıçamın oldukça kuvvetli olan kökleri gövdenin sağlam bir şekilde yere tutunmasını sağlar. Bu ağaç civarındaki tüm besin maddelerini alır, bu nedenle de çevresinde çok fazla bitki yetişmez. Gelişmesi için bol güneşe ihtiyaç duyar. Kumlu ve killi topraklarda kolaylıklar yetiştirilebilir. Kuru topraklarda ve nemi düşük bölgelerde gelişim göstermez. Gövdesinde kırmızı veya kahverengi kabukları bulunur. Bu kabuk sivri bir demir ile oyulduğunda, bir süre sonra içinden hoş kokulu, sarı ve yapışkan bir sıvı damları aşağıya doğru uzar. İşte bu sıvı sarıçamın reçinesidir. Reçine, yarayı kapatmak ve dış etkenlerden korunmak amacıyla salgılanır. Ayrıca, reçinenin kokusu böcekleri ve sinekleri ağaçtan uzaklaştırır. Reçinesi olan ağaçlar çok hızlı bir şekilde tutuşup yanar. Dolayısıyla ideal bir yakacıktır.

Sarıçam ağacı her yıl tepesinden yanlara doğru dallar verir. Görünümü uzaktan bakıldığında piramide benzer. Bir süre sonra alttaki dallar kopar sadece tepedeki dallar kalır. Eğer tepedeki tomurcuk koparsa ağacın büyümesi durur. Keçiler zaman zaman fidanların tepe tomurcuklarını yediklerinden, çam ormanlarına büyük zarar verirler. Işığı çok seven sarıçamın yaprakları iğne biçimindedir. Yeni yapraklar bahar mevsiminde oluşur, 2-3 yıl kalır, mevsimden bağımsız olarak zamanı gelince düşerler.

Karaçam: Uludağ’da sıklıkla görülen bu çam türü, 35-40 metreye kadar uzar. Bol reçinelidir, iğne yaprakları koyu yeşil ve serttir. Genellikle kıyı bölgelerinin yukarı kesimlerinde saf veya karışık ormanlar kurar ve step bölgelerine kadar sokulurlar.

Kızılçam: 25 metreye kadar uzayabilen Kızılçam, Doğu Akdeniz bölgesine özgü bir çam çeşididir. Kuraklığa dayanıklıdır ve farklı toprak koşullarında da yetişebilir. Ülkemizin en çok görülen çam çeşitlerinden biridir. Genç sürgünleri kalın ve kızıl renktedir.

Fıstık Çamı: Denizden 500 metre yüksek kesimlerde yetişir. Akdeniz, Ege, Marmara denizi kıyılarında ve ormanlık bölgelerde sıkça görülür. Ülkemizin yanı sıra İspanya, İtalya ve Girit’te yetişir. Türkiye İspanya’dan sonra en fazla fıstık çamı alanına sahip ülkedir. Yaprakları ve dalları şemsiye şekline benzer ve ağacın tepesinde toplanmıştır. Gençlik döneminde yuvarlak, yaşlılık döneminde ise dağınık bir şemsiye gibi bir görünüme sahiptir. Boyları genellikle 20-25 metreye kadar uzar. Fıstık çamı, havadaki kirliliğe ve yer altı sularındaki tuzlaşmaya karşı oldukça duyarlıdır. Rutubetli ortamları sever. Adından da anlaşılacağı üzere, bu ağaçta çam fıstığı denilen, yağlı ve lezzetli tohumlar bulunur. Bu tohumlar toplanarak satılmaktadır. Ayrıca pilavlara ve dolmalara da konulur.

Sahil Çamı: Sıcak bölgelerde ve denize yakın yüksek yerlerde yetişen sahil çamının rengi sarıya dönüktür. Yoğun olarak Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yetişir. Toroslar’da ise 2000 metreden yüksek yerlerde yetişmektedir. Kozalaklarının sapsız ve büyük iğne yapraklarının daha uzun şekilde olması en önemli özellikleridir. Genel anlamda sarıçama benze de, bu özellikleriyle sarıçamdan ayrılır.

Akçam: Dağlık bölgelerde yetişir. Ülkemizde genellikle Doğu ve Kuzeydoğu’da görülür. Dalları düzgün ve düzdür. Bu özelliği ile uzaktan bakılınca adeta bir piramide benzer. İğne yaprakları ise daha kısa ve düzdür.

Laden: Görünüş itibariyle akçama benzese de, daha kısa ve daha eğik dallara sahiptir. Kozalakları pullanmadan yere düşer. Gövdesi ise düzdür. Kozalakları aşağıya doğru sarkar. Boyu 60 metreye kadar ulaşabilmektedir. Kerestesi ve reçenesi çok iyidir.

Köknar: Genel özellikleri itibariyle akçama benzer. Karadeniz kıyılarında, Uludağ’da, Kazdağı’nda sıklıkla görülür. Kozalakları silindir biçimindedir ve dalın üzerinde dik durur. Kağıt yapımında kullanılmaktadır.

Venedik Çamı: En belirgin özelliliği kuvvetli bir çam çeşidi olmasıdır. İri bir yapıya sahiptir. Tatlı yeşil yaprakları bulunur. Kışın yapraklarını dökerler. 2000 metre yüksekliğe kadar olan yerlerde görülür.

Kaliforniya Çamı: Dünyadaki en yüksek ağaçlarından biri olan Kaliforniya çamının boyu 100 metreyi geçmektedir.

Çam Ağacının Faydaları Nelerdir?

  • Romatizma ağrılarına, bronşite ve karaciğer iyi gelir.
  • Kabukları sirke ile karıştırılıp gargara yapılırsa, diş ağrısını hafifletir.
  • Kabukları kaynatılıp bal ile karıştırılsa, balgam sökücü etki yaratır.
  • Özellikle astım hastalarına çam ağaçlarının olduğu bölgelerde bulunması önerilir.
  • Filizleri ve yaprakları kaynatılıp, bal ilave edilerek içilirse vücuttaki kan temizlenir.
  • Kronik öksürüğe iyi gelir.
  • Çam tomurcukları temiz suda kaynatılır ve suyu içilirse, mesane ve böbrek hastalıklarından dolayı oluşan sancı hafifler.
  • Doğumu kolaylaştırdığı söylenir.
  • Yara iyileştirici özelliği vardır.

Çam Ağacı Nerelerde Kullanılır?

  • Yakacak olarak kullanılır.
  • Güzel kokusu ile parfüm esansında kullanılır.
  • Kereste sektöründe önemli bir yere sahiptir.
  • Kağıt hamuru yapımında kullanılır.
  • Reçine ve çam sakızı elde edilir.
  • Kontraplak yapımında kullanılır.

Kozalak Nedir?

Çam ağacının dişi çiçeklerine kozalak adı verilir. Bahar mevsiminde yeni çıkan dalların uçlarında meydana gelir. Kozalağın üstü, adeta bir kiremit gibi üst üste sıralanmış, sert pullarla kaplıdır. Her pul bir meyve yaprağıdır. Meyve yaprağının iki yanı başka bitkilerde olduğu gibi kapanmaz, açıkta kalır. Dolayısıyla çamlar ve benzer bitkiler açık tohumlular sınıfındadır. Havada uçuşan çiçek tozları bu dişi çiçeklere konunca döllenme olur. Dişi kozalağın önceleri sıkışık olan pulları döllenme zamanında aralanır, tozlar aralarına dolar ve burada ertesi yılın baharına kadar kalır. Bahar ayında dişi çiçeği döllendirir. Kozalağın içinde tohumlar oluşur. Bir sonraki yıl, kozalak kendiliğinden açılır, tohumları yere atar. Görevini tamamlayan kozalak kuruyarak düşer. Tohumlar ise rüzgar ile her yana uçuşurlar.

Çam Nasıl Yetiştirilir?

Bahçe ve parklardaki çamlar fidandan yetiştirilir. Bunun için ormanlardaki genç fidanlar dikkatli bir şekilde yerden sökülür. Burada önemli olan nokta, fidanın köklerini zedelememektir. Köke hava aldırmamak için etrafındaki toprakları silkelenmelidir. Bu fidan istenilen her yere dikilebilir.

Çam ağacı tohumlarından da yetiştirilir. Bunun için olgun bir kozalak, baş aşağı şekilde bir toprağa dikilmeli. Bu tohum 3 ya da 4 yıllık olana kadar ılık bir yerde büyütülmeli. Fidan yeterince kuvvetlendiğinde asıl yerine götürülerek dikilebilir.

Her çam ağacını söküp bahçeye dikmek ne yazık ki çoğu zaman iyi sonuç vermez. Uygun gelişme şartları sağlanmazsa fidanlar çürür. Özellikle Doğu Anadolu bölgesinde bazı kişiler önce baltayla ağacın gövdesini yararlar, sonra da tamamen kuruyunca ağacı yakmak üzere keserler. Hatta halk arasında bu işleme boğma denir. Bu uygulama çam ağaçlarını yok eden, dolayısıyla da ormanlara zarar veren bir uygulamadır.

Yılbaşında Çam Ağacı Süsleme Geleneği

Dini törenlerde ağaçların süslenmesi geleneği Hristiyanlık döneminin öncesine uzanmaktadır. Roma İmparatorluğu döneminde de ağaçlar küçük metal parçalarıyla süslenir, mumlar ile aydınlatılırdı. Çam ağacı süsleme geleneğinin tarihinin ise 1531 senesine kadar dayandığı bilinmektedir.

Havva ile Adem’in hikayesinden yola çıkan Almanların ağaçları elmalar ile süslediği söylenmektedir. Bu uygulamanın zamanla gelişmesi ve farklı yerlerde de uygulanması böyle bir geleneğin doğmasına sebep olmuştur. Özel günlerde ağaç süsleme geleneği günümüzde de devam etmektedir. Çam ağacı süsleme geleneği özellikle Avrupa ve Amerika’da yaşayanlar için çok önemlidir.

Yılbaşında çam ağacı süsleme geleneği ülkemizde de son yıllarda oldukça rağbet görmektedir. Yılbaşında alınan hediyeler süslenen çam ağacının altına konmakta ve saat gece yarısına geldiğinde hediyeler açılmaktadır.

Ahşabın dayanıklılık özellikleri

Ahşabın dayanıklılığı, yoğunluğuyla doğru orantılı olarak artar. Ahşabın yoğunluğunu değerlendirirken, kütlesinin ve hacminin ölçüldüğü nem değerinin her zaman bilinmesi gereklidir. Genellikle ahşabın yoğunluğu, ahşabın kütle ve hacminin %15 (ya da %12) nem düzeyindeyken ölçüldüğü kuru hava yoğunluğu olarak verilir. Yoğunluk ayrıca sık sık yeni kurutulmuş yoğunluk olarak da verilir. Bu durumda ahşap kuruyken ölçülür. Hacim doyma noktası (yaklaşık %30) yüksek nem düzeyinde ölçülür. Finlandiya’daki ana ağaç türleri çam, ladin ve huştur. Çam ve ladin inşaat sektöründe en yaygın olarak kullanılan türlerdir. Fin çamının yoğunluğu 370 – 550 kg/m3, ladinin 300 – 470 kg/m3 ve huşun 590 – 740 kg/m3’tür.

Ağacın yaş halkalarında, koyu yaz kerestesinden daha az açık renkli bahar kerestesi bulunur. Normal bir çam ağacında, yaz kerestesi ortalaması %25 iken ladinde yaklaşık %15’dir. Fin kozalaklı ağaçlarında, yaş halkalarındaki nısbi yaz kerestesi oranının en yüksek olduğu durumda yaş halkaları arasındaki ideal aralık 1-1,5 mm’dir. Halkalar arasındaki aralığın kısa olması ahşabın daha yoğun ya da dayanıklı olduğu anlamına gelmemektedir. Örneğin, Lapland’daki çamların yıllık büyümesi, yaş halkaları arasındaki aralık çok az olmasına rağmen neredeyse sadece daha seyrek bulunan bahar kerestesi içerir. Bu nedenle Kuzey Finlandiya’da büyümüş olan bir çamın yoğunluğu, Orta ve Güney Finlandiya’da büyüyen bir çamın yoğunluğundan daha azdır ve ahşabı daha hafiftir.

Fin çamı, ladini ve huşunda merkezden yüzeye doğru gidildiğinde ahşabın yoğunluğu arttığı için öz odunun dayanıklılığı yoğunluğa bağlı değildir. Öz kerestesinin dayanıklılığı, bozulmaya ve zararlılara karşı direncini artıran yüksek reçine içeriğine bağlıdır. Ana Fin ağaçlarında, ahşabın yoğunluğu ve dayanıklılığı, aşağıdan yukarı gidildikçe azalır. Çam ağaçlarında ağaç boyunca görülen yoğunluk değişimi ladinle karşılaştırıldığında daha fazladır. Ahşabın yoğunluğu, yoğunluğun merkezden yüzeye doğru arttığı ağaç türlerinde yaşla birlikte artar.

Ahşabın dayanıklılığı temel olarak ağırlığın damarla karşılaştırıldığında yüklendiği yönden etkilenir. Damar yönünde, bükülme dayanıklılığı ahşabın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Yekpare, lekesiz ahşapta, bükülme dayanıklılığı çekme mukavemeti kadar büyüktür.

Damar yönündeki çekme mukavemeti genellikle damara dikey olan dayanıklılıktan 10-20 kat daha fazladır. Çekme mukavemeti ahşabın yoğunluğuna da bağlıdır: Çam ağaçlarında bahar kerestesinin çekme mukavemeti, yaz kerestesinin yalnızca 1/6’sı kadardır. Doğal kurutulmuş ahşabın basınç mukavemeti karşılık gelen çekme mukavemetinin yaklaşık yarısı kadardır.

Ahşabın kesme mukavemeti, damar yönündeki çekme mukavemetinin %10-15’i kadarıdır. Kesme mukavemeti, ahşapta oluşan budaklar, kusurlar ve çatlaklar tarafından zayıflatılır.

Ahşabın esnekliği ve dayanıklılığı, yoğunluğu arttıkça artar. Ahşabın damar yönündeki esneklik katsayısı, damara dikey olan aynı parametreden yüz kat kadar daha fazla olabilir. Yarıçap yönünde, esneklik katsayısı teğet yönündeki aynı parametrenin neredeyse iki katı kadar büyüktür.

Ahşabın özellikleri büyük oranda farklı etkenlere bağlı olduğundan, amacına göre tasnif edilmesi tavsiye edilir. Tasnif, iki ana inceleme ölçütü arasında ayrım yapar: Ahşabın görünümü ve dayanıklılığı-teknik özellikleri. Ahşabın kalitesi ve dayanıklılığı tasnif edilirken, kalite ölçütlerinin %90’ı budaklarla ilgilidir. Dayanıklılık tasnifi, görsel ya da mekanik olarak gerçekleştirilebilir.

Ahşap Minber yapımı ve Ahşap Mihrap yapımı aşamasında en dayanıklı ahşap ağaç modellerinden seçimler yapılıp Ahşap Minber modelleri ve Ahşap Mihrap modelleri ortaya çıkarılmaktadır. Bu Ahşap Minber ve Mihrap modelleri el oyması ile taçlandırılmaktadır.

Çantı Tekniği Nedir?

Çantı (Çandı), ev duvarı örmek için kullanılmak üzere biçilmiş odunlarla ve çivi çakılmadan yapılan ev çeşididir.

Kuzey Anadolu’da, bilhassa orman köylerinde ve yaylalarda kerpiç ev ile birlikte bu metot da sıkça kullanılmıştır. 1950 sonrası betonlama tekniklerinin gelişimi karsısında daha az görülmeye başlanmıştır. Son senelerde maliyeti, ve sağlık bakımından tercih edilmeye başlanmıştır.

Çantı evlerde temel taşlardan oluşur. İri taş parçalarının bir araya getirilmesiyle, yaklaşık bir metre yüksekliğinde bir temel oluşturulur. Kabukları soyulmuş tomruklar bu taş zemin üzerine dizilir. 0,30-0,35 m kalınlığında düzgün, aynı irilikte, yuvarlak ağaçlar kullanılır. Tomruklar boğum tabir edilen birleşme yerlerinden inceltilerek birbirine geçirilir. İç duvarları ve katları ayıran tomrukların uç kısımları dışarı çıkıntı yaptığından, dışarıdan evin yapısı belirgindir. Bu evler genelde çivi kullanılmadan ahşap geçme tekniği ile yapılmıştır.

Eğimli alanlarda yarım kat bodrum oluşur, bu alanlar genellikle ahır, depo, samanlık olarak kullanılır. Sıcak ve soğuk havaya karşı tomruk araları çamurla sıvanır. Çantı evlerin m²’sinde 0,600 m³ ağaç kullanıldığı tespit edilmiş, ormanların korunması amacıyla yapımı yasaklanmıştır.

Dülgerlik Nedir?

Dülgerlik, ahşap bina inşaatı konusunda uzmanlaşan meslek koluna verilen addır. Geleneksel Türk ahşap ev yapımında ustaydılar. Ellerinde bir keser ve bazen demir çivi bazen ahşap çivilerle ahşap binaları ayağa kaldıran ustalardır. Dülgerlik, betonarme yapının yaygınlaşmasıyla ortadan kalkmıştır. Genelde marangozlarla karıştırılan meslek grubunun marangozlardan farkı, sadece binalardaki ahşap kullanımıyla ilgilenmesidir. Günümüzde dülgerlik, eski ahşap yapıların restore edilmesi yada onarımı sırasında büyük önem kazanmıştır. Ahşap oyma sanatına bakarak dülgerler daha kaba işlerle meşgul olurlardı. Minber, mihrap, oyma sandık, oyma sehpa, oyma kapı vb. ürünler yerine onlar bina inşası ile uğraşmışlardır.

Yitirilen üretim hafızasını yeniden diriltmek ve geleneksel yapı sanatımız için ihtiyaç duyulan usta ve teknik eleman boşluğunu doldurmak üzere planlanarak hayata geçirilen Kent Atölyeleri’nde dülger ustaları yetişiyor.

Rahle Nedir?

Genelde diz çökerek veya bağdaş kurarak önüne oturulup üzerinde kitap okunan açılır kapanır yahut üzerinde yazı da yazılabilen düz tablalı, sabit ayaklı (ders rahlesi) şekillerde yapılan küçük bir kürsü, masa türüdür. Daha çok Kur’an’ı yerden yüksek tutarak gereken saygıyı göstermek ve başlangıçta çok ağır olan mushafları rahat okuyabilmek ihtiyacından doğmuştur. Rahle isminin binek hayvanlarının semer/eyeri için Arapça’da kullanılan rahl/rahal kelimesinden geldiği sanılmaktadır. Arapça kaynaklarda açılır kapanır rahlelere genellikle kürsî, kürsiyyü’l-mushaf, üzeri düz ders rahlelerine ise mindade (المنضدة) veya minassa (المنصّة) denildiği görülmektedir.

Rahleye dair en eski rivayet Ömer b. Abdülazîz’le (ö. 101/720) ilgilidir. Halife, mevlâsı Müzâhim’e bir rahl (veya “ricl”, İbn Sa‘d, V, 366; krş. İbn Asâkir, XLV, 219) satın almasını söylemiş, onun bu siparişi beytülmâle ait bir tahtadan bizzat yapması üzerine de fiyatını tesbit ettirip değer biçilen yarım dinar yerine hazineye 2 dinar ödenmesini istemiştir (a.g.e., a.y.). Batı’da 800-810 yıllarına tarihlenen bir resimde Saint Matthieu’nun (Matta) sandalyede otururken önündeki tek ayaklı, eğik tablalı rahle benzeri yüksek bir sehpada İncil’ini yazarken tasvir edildiği görülmektedir (Janson, I, 295, lv. 386).

Rahle denilince ilk akla gelen, tek parça kalın bir tahtadan dişli-geçme olarak yapılmış iki kanatlı, açılır kapanır (X şeklinde) tiplerdir. Bunlar abanoz, pelesenek, meşe, şimşir, ceviz, karaağaç ve kiraz gibi dayanıklı sert ağaçlardan, 4-4,5 cm. kalınlığında bir tahtanın menteşe vazifesi gören geçme dişlerin oyulacağı yere kadar (genellikle 1/3) ortadan ikiye biçilmesi ve dişlerin oyularak kanatların belli bir açıdan fazla açılmayacak derecede (yaklaşık 110°) çapraz duracak şekilde tesbit edilmesi suretiyle meydana getirilir. Safedî, “kürsiyyü’n-nesh” dediği rahlelerin kanatlarının birbirine geçen dişlerinden bahsederken onları, İskenderiyeli şair Ebû Mansûr Zâfir b. Kāsım el-Haddâd’ın ayrılık zamanı sevgililerin parmak parmağa kenetlenmiş ellerine benzetir (el-Vâfî, XVI, 526-527). Ayak kısmının olduğu gibi bırakılıp çeşitli tekniklerle süslendiği veya mihrap yahut kemer şeklinde oyularak ağır ağaçlardan yapılan rahlenin hafifletildiği görülmektedir.

Tasvirî sanatlarda XIII. yüzyıl Bağdat okulundan itibaren ortaya çıkan (Janson, I, 277) açılır kapanır tip rahlelerin bugüne gelen en eski örnekleri yine XIII. yüzyıla aittir ve Anadolu Selçuklu yapısıdır. Bunlardan İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde muhafaza edilen (Envanter nr. 247), 66 × 29 cm. boyutlarında ceviz bir rahlenin üst tezyinat panolarının bordüründeki derin oyma sülüs kitâbede Ebü’l-Feth Keykâvus b. Keyhusrev Burhân adı geçmektedir (I veya II. Keykâvus olduğu konusu tartışmalıdır). Ortalardaki kareler içinde birbirini tamamlayan dua cümleleri yer alır. Mihrap oymalı ayak panolarında üst üste yerleştirilmiş palmet motiflerinin iki yanına eğri kesim ve yuvarlak derin oyma tekniğiyle işlenen düğmeli rûmîler yerleştirilmiştir (Çulpan, lv. 1, rs. 1, A-B). Selçuklu Veziri Sâhib Ata tarafından 678’de (1279) Mevlânâ Dergâhı’na vakfedildiği anlaşılan ve halen Konya Mevlânâ Müzesi’nde bulunan rahlenin (Envanter nr. 332) mihrap şeklindeki oyuğu kısmen kafes işi ve eğri kesim düğmeli rûmî, palmet ve kıvrık dal motifleriyle süslenmiştir. Alt panoların üst kısmında bir kitâbe şeridi yer alır. Bu rahlenin en önemli özelliği üst panonun iç kısmına lakeyle yapılan, ortada çift başlı kartal ve kenarlarda aslan motiflerinin oluşturduğu hükümdarlık arması görünümündeki süslemedir (Çulpan, lv. 2, rs. 2, 2A; Riefstahl, s. 361-373).

Osmanlı döneminde rahleler oyma ve kafes işi (ajur) teknikleri yanında sedef, fildişi, mors dişi, bağa, kemik, kıymetli maden veya farklı renkte ahşap gibi malzemelerle yapılan kakma ve mozaik şeklinde sedef ve bağa kaplamalarla da süslenmiştir. Kafes işi tekniği uygulanmış açılır kapanır bir örnek XVII. yüzyıl başlarına ait olup İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir (Envanter nr. 104). Ayaklarının arası geniş bir dikdörtgen şeklinde tamamen oyulan rahle, zencirek motifli bordürlerin içinde on iki köşeli yıldızların merkez oluşturduğu kafes işi geometrik süslemelerle bezenmiştir (Çulpan, lv. 23, rs. 17). Osmanlı açılır kapanır rahleleri içinde kaplama tekniğinde geometrik motiflerle süslenmiş rahleler daha çok XVIII. yüzyıl ve sonrasına aittir. Bunlardan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde yer alan örnek (Envanter nr. 78) ince bir sedef ve bağa işçiliğine sahiptir (a.g.e., lv. 27). Tanzimat sonrasındaki Batı tarzı tezyinat rahlelerde de görülür. Topkapı Sarayı Müzesi Şehzadeler Dairesi’nde mevcut (Envanter nr. 8/496), XIX. yüzyıla ait dört ayaklı ders rahlesi şeklinde olan fakat üzerinde, yazı yazmaya imkân vermeyen açılmış kitap görünümünde sabit bir kitap koyma yeri bulunan bir rahlenin üst yüzü kadife kaplıdır. Bu kadife kaplama, sırmayla işlenen dal ve çiçekler ortasında karşılıklı Abdülmecid tuğralarıyla tezyin edilmiştir (a.g.e., lv. 34, rs. 37). Osmanlı rahlelerinin şeklen buna benzeyen, ancak üzerindeki kitap koyma yerinin açılır kapanır biçimde ortadan menteşeli olması sebebiyle altlarındaki dayanakların katlanarak kanatların özel yuvalarına yatırıldığı, böylece üst yüzeyin yazı yazmaya elverişli hale getirildiği bir de karma tipi bulunmaktadır (a.g.e., lv. 28, rs. 27, lv. 57, rs. 73).

Mısır’da görülen bir rahle tipi de vâiz kürsüsü ile birlikte onun bir bölümü olarak yapılanlardır. Bu tiplerde normal bir vâiz kürsüsünün bir yanı vâizin vaaz verirken kitabını koyacağı, battal boy ağır mushafların da konulabileceği büyüklükte “V” şeklinde yapılmış ve bu rahleli kürsüler yapıldıkları asrın üslûbuna uygun biçimde tezyin edilmiştir (a.g.e., lv. 59-60, rs. 77-80; Hasan Abdülvehhâb, I, 227, 228; II, 110, lv. 165).

Semerkant’ta eskiden Bîbî Hanım Camii’nin içinde iken binanın bir kısmının yıkılmasıyla dışında kalan taştan yapılmış büyük ve sabit rahle çok ilgi çekici bir mimari eser niteliğindedir (Lentz – Lowry, s. 87, figür 26). Parke taş döşeli yüksekçe bir platformun ortasında dokuz kare prizma mermer ayağa oturtulmuş, 2,30 × 2 m. boyutlarındaki mermer bir tabla üzerine yatık vaziyette karşılıklı yerleştirilen iki mermer dik üçgen prizmanın kitap koyma yerini teşkil ettiği rahle bilinen en büyük rahledir. Tablanın kenarları fazla derin olmayan mukarnaslarla, kitap koyma yerinin dik yüzleri kitap cilt kapağı görünümünde süslemelerle ve kenarları yazı kuşaklarıyla kaplanmıştır. Üzerine konulan mushafın ancak ayakta okunmasına imkân veren rahle, yazılardan anlaşıldığına göre Timurlu Hükümdarı Uluğ Bey (1447-1449) tarafından o yıllarda yazılmış çok büyük bir mushafı tâzim için özel olarak yaptırılmıştır (a.g.e., s. 84).

Mihrap Nedir? Mihrab’ın Tarihi?

Oda, köşk, baş köşe, yüksek yer, savaş âleti. Câmide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu, kıble tarafındaki duvarın ortasında bulunan, oyuk, girintili yer anlamında bir terim. Çoğulu “mehârîb”tir. Bu bölüm, savaş âletine benzetilerek mihrab denilmesi, şeytan ve kötü düşünce ve arzularla savaş yeri kabul edilmesindendir.

Kur’ân-ı Kerim’de mihrab sözcüğü ve çoğulu şu âyetlerde geçmektedir. Kudüs’te Mescid-i Aksa bünyesinde, Hz. Meryem’in barındığı bir bölme anlamında şöyle kullanılmıştır: “Rabbi onu, güzel bir şekilde kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Onu Zekeriyya’nın himayesine bıraktı. Zekeriyya Meryem’in bulunduğu mihrâba her girdiğinde onun yanında yiyecek, rızık buldu. “Bu,.sana nereden geldi ey Meryem?” dedi”. Meryem; “O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır” (Âlu İmrân, 3/37).

Namaz kılınan yer ve mabed anlamında olmak üzere şöyle buyurulur:

“Zekeriyya mabedde (Mihrâb) namaz kılarken, melekler ona şöyle seslendiler”: Allah sana, kendi sözüyle meydana gelen İsa’yı tasdik eden, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olan Yahya’yı müjdeliyor” (Âlu İmrân, 3/39). “Zekeriyya mabedden (mihrâb) kavminin önüne çıktı” (Meryem, 19/11). “Ey Muhammed! Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvardan Davud’un ibadet yeri olan “mihrâba” tırmanmışlardı” (es-Sâd, 38/21). Çoğulu köşk ve saray anlamında kullanılır: “Cinler, Süleyman’ın istediği gibi saraylar (mehârib), heykeller, havuzlar kadar büyük çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı” (es-Sebe; 34/13).

Mihrâb, günümüzde genellikle caminin kıble duvarı oyuk şekilde inşa edilerek ve çevresi de yazı veya diğer süs unsurları ile süslenerek yapılır. Çini, mermer veya ahşaptan yapılan ve sanat değeri oldukça yüksek mihrâplar vardır. Cami zemininden 15-20 cm. yüksek yapılanlarına da rastlanır.

Mihrâbın camilere günümüzdeki şekliyle girmesi Emeviler devrine kadar dayanmaktadır. İlk zamanlarda, yani; Hz. Peygamber döneminde kıble, mihrâb ile değil, renkli bir çizgi veya üzerinde belirli işaretler bulunan bir taş levha gibi herhangi bir işaret ile gösterilmekteydi. Emeviler devrinde camilerin ayrılmaz bir unsuru olarak dini hayata giren mihrâblar, Selçuklular ve özellikle Osmanlılar zamanında yapılan taş ve çini çeşitleriyle diğer İslâm ülkelerinin hiç birinde görülmeyen bir değişiklik arzetmiştir. Bilhassa Bursa’daki Yeşil Camii’nin mihrâbı, Selçuklular devrinde bile rastlanmayan bir zenginlik ve ve ihtişam gösterir. Ayrıca bu caminin çinili mihrabı kendi cinsleri arasında en büyük ölçüde yapılmış olanıdır.

Mihrâb süslemelerinde değişik renk ve stillerde şekillerin yanı sıra, nefis hatlarla “Âyetül-Kürsî” olarak bilinen el-Bakara sûresinin 255. âyetinin yazıldığı da olur. Mihrabın hemen üzerine “Zekeriyya, Meryem’in bulunduğu mihrâba her girdiğinde” anlamına gelen “Küllemâ dehule aleyhâ Zekeriyyal Mihrabe” (Alu İmran, 3/37) âyetinin yazılması alışkanlık haline gelmiştir. İslâmî bakımdan mihrabın çevresine böyle bir âyet veya hadis yazımı şart değilse de, cemaatin okuyarak yararlanması için mihrâbla ilgili bir âyetin yazılmasında bir sakınca bulunmaz. Ancak yukarıdaki âyetin yerine, namazın şartlarından birisi olan “kıbleye yönelme”yi hatırlatan; “Ey Muhammed! Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir”anlamındaki, “Fevelli vecheke şatral-Mescidi’l-Haram” âyetinin (bk. el-Bakara, 2/114,149, 150) yazıldığı da görülmektedir.

Diğer yandan mihrâbın sağ üst kısmına “Allah”, sol üst kısmına “Muhammed” veya üst kısma yalnız “İhlâs” sûresinin yazıldığı da görülür. Osmanlılarda geceleri imamın namazda görülebilmesi için mihrabın iki tarafına büyük ve yüksek bir şamdan konulmakta ve bunlara dikilen kalın mumlar geceleri yakılmaktaydı. Günümüzde petrol lambalarının veya elektriğin aydınlatmada kullanılmasıyla bu şamdanlar bazı büyük camilerde süs ve hatıra olarak korunmaktadır.

Sonuç olarak, cami ve mescidlerin iç yapılarının sade olması asıldır. Gerek duvarlarda ve gerekse mihrab süslemelerinde namaz kılanların dikkatini başka tarafa çekebilecek aşırılıklardan kaçınmak gerekir.